HACIPAŞA KÖYÜ ÇORUM

  • 8/11/2009 - Yoksul müslüman sayısını azaltalım
  • Kategori: Genel
    İSEDAK'a başkanlık eden Cumhurbaşkanı Gül, az gelişmiş 49 ülkenin 22'sinin İKÖ üyesi olduğunu hatırlatarak, 'Bu sayıyı aşağı çekmemiz gerekiyor' dedi.


    İslam Konferansı Teşkilatı (İKT) 25. Ekonomik ve Ticari İşbirliği Daimi Komitesi (İSEDAK) Bakanlar Toplantısı Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün katılımıyla başladı.

    Cumhurbaşkanı Gül, küresel ekonomik kriz sonrası dünya ekonomisinin yeniden yapılandırıldığını hatırlatarak, bu süreçte tüm insanlığın refahına hizmet edecek yeni yaklaşımlara ihtiyaç duyulduğunu belirtti.

    Gül, "Küresel ekonomiye yön verme potansiyeli giderek artan ülkemize bu bağlamda önemli sorumluluklar düşmektedir. Topyekün kalkınma huzur ve refahın sağlanması için tüm enerjimizi daha fazla işbirliği ve karşılıklı güvenin tesisine harcamalıyız" dedi.

    49 ÜLKEDEN 22'Sİ ÜYE
    Son yıllarda İKÖ üyesi ülkelerin dünya ticareti içindeki paylarında belirgin bir artış gözlendiğini söyleyen Gül, bu ülkelerin dünya mal ihracatındaki paylarının 2003 yılında yüzde 8.1 iken, 2008'de yüzde 11.2 düzeyine çıktığını kaydetti. Cumhurbaşkanı Gül, rekabet gücünün sürdürebilir kılınması için, iş ve yatırım ortamının iyileştirilmesi, makroekonomik istikrar, eğitimde fırsat eşitliği, teknolojik ilerleme ve AR-GE çalışmalarının büyük önem taşıdığının altını çizdi.

    Gül, "Bu çerçevede, gelir dağılımının da daha adil hale getirilmesi hayati önem taşımaktadır. Dünyadaki en az gelişmiş 49 ülkeden 22'si İKÖ üyesidir. Öncelikli hedeflerimizden biri, bu sayının mutlaka aşağı çekilmesi ve üye ülkelerimizdeki yoksul sayısının azaltılması olmalıdır" açıklamasında bulundu.

    Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, İKÖ ülkelerinin Kıbrıs Türk halkının dünyayla bütünleşme çabalarına yardımcı olmak üzere Kıbrıs Türk Devleti ile ilişkilerini her alanda geliştirmeye devam etmelerini beklediklerini ifade etti.

    (Takvim)

    Yorum ( yok ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 8/11/2009 - Böyle kul hakkı duydunuz mu?
  • Kategori: Dini

        Osmanlı Devleti, Rum vatandaşların ricası üzerine geleneksel cami inşa tarzın değiştirdi ve kul hakkına girmemek için minareyi ters yana koydu. Bakın bu örnek günümüzde yaşadığımız hangi olayları çağrıştırıyor.

    Güneş hakkı duymuş muydunuz?

    Aşağıda izah edeceğim. Ama önce yazıya bir giriş yapmak gerekiyor.

    Bir insanın Hz. Ali’ye veya Mevlana’ya 10 lira borcu olması ile Ebu Cehile veya Hitler’e 10 lira borcu olması arasında kul hakkı açısından hiçbir fark olmadığını biliyor muydunuz?

    Hz. Ali’ye veya Mevlana’ya borcunuzdan dolayı daha çok, Ebu Cehile veya Hitler’e borcunuzdan dolayı daha az günaha girmezsiniz.

    Kul hakkı kul hakkıdır.

    Bir seri katile olan borcunuz mübarek bir insana olan borcunuzdan daha önemsiz değildir.

    Borcumuz olan insanın dini, milliyeti, mezhebi, ideolojisi, mümin veya ateist olması borcun önem derecesini değiştirmez. Kul hakkı kul hakkıdır...

    Devlet hizmetini vatandaşın ayağına götürürken de aynı şekilde davranır...

    Hizmet alma hakkı açısından oy verenle vermeyen arasında fark yoktur.

    12 Mayıs 2008’de bu köşede, “Bu caminin minaresi neden ters?” başlıklı bir yazı kaleme almıştık. Yazıda, İstanbul’un fethinden sonra şehirde ilk inşa edilen camilerden olan Sultanahmet’teki Firuzağa Camii’nin minaresinin camiye yakın oturan Rumların ricası üzerine tüm tek minareli camilerde olduğu gibi arka sağ köşeye değil, arka sol köşeye konulduğunu anlatmıştım. Camiye yakın oturanların Rumların bu talebinin gerekçesi, minarenin güneş ışığını kesmemesi ve güneş minare etrafını dolanırken 15-20 dakikalığına bile olsa güneşlerine mani olmamasıydı. Bu talep Osmanlı yönetimi tarafından tereddütsüz hemen yerine getirildi. (Fotoğraf için tıklayınız)

    Osmanlı Devleti hakikaten sadece dini, milliyeti ayrı insanların değil, kurdun kuşun bile huzur içinde yaşadığı rüya gibi bir toplum yapısı inşa etmişti. Biliyorsunuz, Bursa’daki Ulu Cami’nin içinde namaz mahallinde yapılan şadırvan da zaten, cami için istimlâk yapılırken bir Rum’un yerini isteksiz vermesi üzerine, gönülsüz verilen yerde huşu ile ibadet nasıl yapılır ki düşüncesinden hareketle inşa edilmemiş miydi?

    Gönül, herşeyde gönül... Mesele gönülleri de tatmin edecek bir düzen oluşturmak.

    Sözü şuraya getirmek istiyorum.

    İstanbul Üsküdar’da oturan bir arkadaşım, 8-10 sene önce inşa edilen ve 10 kat izin verilen komşu apartmanın kendi binalarının güneş ışığını kestiğini ve belediyeden işini bağlayan insanların konu-komşu ile helalleşme gereği bile duymadan sanki yanlış bir iş yapmamış gibi hayatlarına devam ettiklerini söylediğinde, yukarıdaki Firuzağa Camii’nin hikayesini henüz bilmiyordum. Arkadaşım yaşadığı sıkıntıdan yola çıkarak lafta değil işte, nasıl sağlanacak bu adil düzen diye soruyor ve hakkını helal etmeyeceğini ifade ediyordu.

    Osmanlı Devleti’nin başka din mensuplarına gösterdiği hak-hukuk anlayışının binde birini, kendisini dindar diye konumlandıran insanların kendi dindaşlarına bile göstermemesi ne acı...

    Engelliyi engellemek...

    Yazıma son vermeden önce bana etkileyici gelen, farkına varmadan insanlara ne güçlükler çıkarıyoruz diye sormama neden olan bir örneği sizlerle paylaşmak istiyorum.

    Özürlüler İdaresi Başkan Yardımcısı Sayın Reyhan Gazel, benzer bir konuyla ilgili yazdığım bir yazının ardından gönderdiği e-mailde aşağıdaki anekdotu paylamıştı bizimle. Şu satırlar Sayın Gazele ait:

    “Değerli Hocam, bizim alanımız aslında her gün manşet olacak olayları içeriyor ama nedense medyada beklendiği ölçüde yer bulamıyor. Ülkemizdeki engellilerin yaşadığı sıkıntılar çok fazla. Geçen gün ağır engelli bir çocuk annesi yanıma gelip 3 yıldır verdiği hukuk savaşı konusunda benden destek istedi. Kadının kocası yok. Ağır görme ve zihinsel engelli 20 yaşındaki oğluyla tüm dertlerini bir tarafa bırakarak 3 yıldır mahkeme koridorlarında mücadele veriyormuş. Bu derdinin çözümü halinde mutlu yaşayacaklarına inanmışlar. Başka türlü mutluluk onlara harammış. Dertleri ne mi dersiniz? Yazlıktaki alt kat komşularının penceresinin önündeki sundurma...

     Şaşırdınız değil mi? Ben çok sayıda benzer sorunla sürekli karşılaştığım için hiç şaşırmadım. Görme ve zihinsel engelli çocukla yaşam mücadelesi vermek inanılmaz zor. Çocuk hissederek yaşıyor, görmeden ve bilmeden... Çocuk bir keresinde ayağını balkondan dışarı çıkarıp sundurmaya değmiş. O günden sonra orasının basılabilecek bir yer olduğunu düşünerek sürekli dışarı çıkmak için oraya hamle yapıyormuş. Haliyle sürekli tehlike halinde yaşıyormuş. Ankara’da zaten apartmanda kış boyu evden çıkamadıklarından sadece yazlıkta mutlu oluyorlarmış. Ama yazlık 3 yıldır onlara cehennem olmuş. Çocuk sürekli oradan dışarı çıkmaya çalışıyor, bu nedenle anne onu yalnız bırakıp korkudan tuvalete bile gidemiyormuş...

     Hukuk savaşını kaybetmemek için direren anne, sürekli komşu ve tüm yerel yöneticiler tarafından azarlanınca sonunda dayanamayıp tazminat davası açmış. Ama orada da işler umdukları gibi ilerlememiş. Son çare bize geldi. Ben sorunu Allah’ın izniyle 5 dakikada çözdüm çok şükür. Kadın şaşırdı, inanamadı. Uzun uzun ağladı, çok dua etti. Nasıl mı? Hemen ilin milletvekilini aradım. Bu çok önemli bir konu dedim, durumu izah ettim. O da bizlere inanıp güveniği için hemen ilgili belediyenin meclisinde konuyu gündeme aldırma sözünü verdi. Bir hafta içinde belediye vatandaşa mani olan sundurmayı yıktırdı. Basit bir sundurmanın bir ailenin hayatını karartmasının önüne ancak bu şekilde mani olabildik.”

    Reyhan Gazel Hanım’ın anlattıkları böyle.

    Değerli dostlar, görüyorsunuz, ben yaptım oldu anlayışı ile işlerimizi gördüğümüzü sanırken aslında farkında olmadan ne canlar yakıyor, insanlara ne zorluklar çıkarıyor, nelere sebep oluyoruz.

    Arabayı usulüne uygun park etmemenin bile bir kul hakkı olduğunu ve ahirette her türlü kusurumuzla yüzleşeceğimizi biliyor muydunuz?

    Dünya tamahkarlığında madem sınır tanımıyoruz, hiç olmazsa helalleşmeyi bilelim. Öbür yakada işimiz gerçekten zor.

    Prof. Dr. Osman ÖZSOY – Haber 7

    Yorum ( yok ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 8/11/2009 - Bilgisayar virüslerinin cirit attığı 10 ülke
  • Kategori: Genel

    Türkiye domuz gribini tartışırken asıl kötü senaryo Microsoft'un dünya çapında düzenlediği güvenlik araştırmasında en tehlikeli ülke sıralamasında Türkiye, Sırbistan Karadağ'ın ardından ikinci sırada yer alıyor.

    TİMUR SIRT'ın haberi

    Bilgisyarın tuş takımına, elektronik posta hesabına sızan kötü niyetli yazılımlar kimi zaman bilgisayarı işlemez hale getiren virüse kimi zaman en değerli bilgilerinizi çalan casusa dönüşüyor. İngilizce Malware (malicious software'in kısaltılmışı) denilen kötü niyetli yazılım listesinde Türkiye en tehlikeli ikinci ülke konumunda. İlk sırada Sırbıstan Karadağ'ın yer aldığı listenin başarılı ülkeler sıralamasında Finlandiya ve Avusturya geliyor. Bu sonuçlara bakarak virüs ve izlenme tehdidi çok yaygın olduğunu söylemek mümkün. Bilgisayar kullanıcılarının çoğu da güvenlik önlemi almadığı için tehditlerin oranı artıyor

    SOSYAL AĞLARDA TEHDİT

    Microsoft en çok kullanılan ve en çok tehdit altında olan Windows platformundaki tehditleri yakından izlemek ve bölgeler arasındaki riskleri belirlemek amacıyla bu tür araştırmaları destekliyor. Facebook gibi sosyal ağlar virüs tehditlerinin yayılmasında ön plana çıkmaya başladı. Kötü niyetli yazılımları üretenler kullanıcı davranışlarını gözleyerek en etkin yöntemi ve zamanı tercih ediyorlar. En fazla bulaşma şekli elektronik posta, sosyal ağlardan indirilen çeşitli yazılımlar, oyun, şans oyunları, ücretsiz yazılım indirilen illegal sitelerden bulaşıyor. Kullanıcı davranışlarındaki izleyen bilgisayar casusları bazen kişisel bazen de ticari amaçlarla bu tür yazılımlardan faydalanıyor.

    HIZLI YAYILIYORLAR

    Hızlı internet bağlantısı kötü niyetli yazılımların yayılma hızının artmasına neden oldu. 3G mobil hızlı internet bağlantısı ile yetenekleri artan telefonların virüs tehditleri de artıyor. Böylece kötü niyetli yazılımların yayılma hızı da artmış oldu. Virüsler aslında kötü niyetli yazılımların sadece bir türü. Casus yazılımlar (Spyware) ise bilgisayarların kolayca bilgisayara sızıp sizin hareketlerinizi izliyor. Reklam amaçlı giren (adware) yazılımların bir kısmı da casus yazılım olabiliyor. Solucan da, virüs gibi kendisini bir bilgisayardan diğerine kopyalamak için tasarlanıyor ancak bunu otomatik olarak yapıyor. İlk olarak, bilgisayarda dosya veya bilgi ileten özelliklerin denetimini ele geçiriyor. Solucanlar yayılmak için bir "taşıyıcı" programa veya dosyaya gereksinim duymadıklarından, sistemde bir tünel de açabiliyor ve başka birinin uzaktan bilgisayarın denetimini eline geçirmesini sağlayabiliyor.

    Nasıl korunurum?

    * Anti virus programı kullanmak

    * Anti virus güncellemek de gerekiyor

    * Güvenlik duvarı oluşturun.

    * Çocuğunuzun girdiği siteleri dikkatli izleyin. Bunun için kullanılan yazılımları bilgisayarınızda bulundurun.

    * Tanımadıklanızdan gelen mesajı açmayın

    * USB belleklerini otomatik olarak açmayın.

    Virüslerin cirit attığı 10 ülke

    Sıbistan Karadağ
    Türkiye
    Brezilya,
    İspanya
    Kore
    Suudi Arabistan
    Tayvan
    Guetamala
    Rusya
    Meksika

    Sabah

    Yorum ( yok ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 8/11/2009 - GDO2'lu ürünleri protesto çağrısı
  • Kategori: Genel

    Tüketici Hakları Derneği ''Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar (GDO)'' içeren ürünleri boykot çağrısında bulundu.

    Tüketici Hakları Derneği, ''Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar (GDO)'' içeren ürünleri boykot çağrısında bulundu.

    Kızılay Güvenpark yakınlarında toplanan dernek üyesi grup, dövizler taşıyarak sloganlar attı.

    Genetiği değiştirilmiş organizmalar içerdiğini ileri sürdükleri ürünleri kurdukları stantta sergileyen grup, vatandaşlara söz konusu ürünleri boykot etme çağrısı yaptı.

    Tüketici Hakları Derneği Genel Başkanı Turhan Çakar yaptığı açıklamada, çıkarılan yönetmelikle, bugüne kadar yasal boşluktan yararlanılarak Türkiye'ye giren genetiği değiştirilmiş organizmalar içeren ürünlerin ithalat ve tüketiminin bundan sonra da yasal olarak serbest bırakıldığını iddia etti.

    Söz konusu yönetmeliğin insan ve hayvanların bir kobay gibi kullanılabileceği anlamına gelen ifadeler içerdiğini öne süren Çakar, şu görüşleri savundu:

    ''Yönetmelik, gıda ya da hayvan yemleri içindeki GDO'ların oranları binde 9'dan daha az ise bu ürünleri GDO'suz olarak kabul etmektedir. Yönetmelik zararlı olduğu kabul edilerek doğrudan yasaklanan GDO'ların gıda ve yemlerdeki oranı binde 5'ten az ise bunlara izin vermektedir. Yönetmelik GDO'suz ürünlerin etiketine 'GDO'suzdur' yazılmasını yasaklıyor. Yönetmelik, tüketicilere, çiftçilere ve ülkemize yıkım getirirken birkaç tarım ve gıda tekeline fayda sağlayacaktır. Bütün bu nedenlerle GDO'lu ürünleri yasaklayan bir yasal düzenleme yapılıncaya kadar tüketiciler olarak GDO riski taşılan tüm gıdaları boykot ediyoruz.''

    Açıklamanın ardından Çakar, GDO'lu olduğunu ileri sürdüğü ürünleri gösterdi ve üzerinde ''Çöp'' yazılı kutuya dernek üyeleriyle birlikte attı.

    AA

    Yorum ( yok ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 8/11/2009 - Cep telefonu namazda zırılzırıl çalarsa
  • Kategori: Dini

    İlahiyat Profesörü Hayrettin Karaman Bir okurundan gelen "Önlem alınmayan camilerde cemaatle namaz sırasında unuttukları için telefonları çalan kimseler ne yapmalıdır?" sorusunu şöyle cevap verdi:
        
    Prof. Dr. Hayrettin Karaman: Cemaatle namaz kılarkan çalan telefonu kapatmak namazı bozmaz....

    Prof. Dr. Hayrettin Karaman Yeni Şafaka gazetesindeki bugünkü yazısında bir okurundan gelen namazda cep telefonu çalması konusuyla ilgili soruyu cevapladı.

    Karaman'a yönelitlen soru ve cevabı şöyle:

    Soru: Önlem alınmayan camilerde cemaatle namaz sırasında unuttukları için telefonları çalan kimseler ne yapmalıdır?

    Cevap: Namaz kılan bir kimsenin, önünden geçmemek mümkün iken bir kimse yakın önünden geçerse namaz kılan onu engellemek için hareket edebiliyor, geçmemesi için gerekeni yapabiliyor. Namazda yılan, akrep tehlikeli bir hayvan yaklaşsa namaz kılan bunları öldürebiliyor ve bu hareketler namazı bozmuyor.  
            Cemaatle namaz kılan bir kimsenin abdesti bozulsa, çıkıp abdest alarak geri dönmesi ve namaza cemaatle devam etmesi de namazı bozmuyor. Şu halde namazda, namaz dışı her hareket namazı bozmuyor. Böyle bir gereklilik bulunmadığı halde namaz dışı hareketin namazı bozabilmesi için onun da "çok" olması, dışardan bakan birinin "Bu kişi namazda değil" diyecek ölçüde olması gerekiyor.

    MÜMKÜN OLAN EN AZ HAREKETLE

         İşte bu durum ve hükümlerden yola çıkarak diyebiliriz ki, "cemaatle namaz kılarken" cep telefonu çalmaya başlayan kişinin, mümkün olan en az hareketle telefonu susturması gerekir ve bu hareket namazını bozmaz. Bu yapılmadığı takdirde, telefon çaldığı sürece hem kendisinin hem de başkalarının zihni namazdan kaymakta, huzur bozulmaktadır.

    Yorum ( yok ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

    Hakkımda

    Hacıpaşalıların buluşma adresi

    Bağlantılar

  • Ana Sayfa
  • Profilim
  • Blog Arşivi
  • RSS

    Kategoriler

    Arkadaşlarım

  • Sayfa: 1 - Toplam: 2
    | Sonraki Sayfa